DR. SCHOLL VELVET SMOOTH

DR. SCHOLL VELVET SMOOTH


Dr. Scholl Velvet Smooth’un kurucusu Dr. William Mathias Scholl’dur. Bu markanın hikâyesi William daha 17 yaşındayken küçük bir ayakkabı dükkânında çalışması üzerine başlamıştır. Bu mağazada çalışmak için Chicago’ya 1899 yılında gitmiştir. Burada çalıştığı süre boyunca da rahat ayakkabı konularında uzmanlaşmıştır. Çünkü o kadar fazla sayıda ayak şikâyeti sorunu ile gelen insanlarla tanıştı ki bu da onu tıp fakültesine başlamasına teşvik etti. Burada ayak anatomisini ve de fizyolojisini öğrenmek isteyen William tıp fakültesine başladı. 1904 yılında da daha 22 yaşında iken doktor olmasından çok kısacık bir süre sonrasında ilk icadını yapmış ve bununda patentini almıştır. Bu icadı Foot-Eazer’dir. Ayak tabanını destekleyen ve rahatlatan ayakkabı içine yerleştirilen bir taban ürünüydü. Bunun ardından da William 1907 yılında Scholl Manufacturing Co. Inc. Şirketini kurmuştur.
William ardından 1912 yılında Illinois Ayak Hastalıkları ve Ortopedi Üniversitesini kurmuştur. Çok kısa süre sonra ise alanında ABD’de yer alan en önemli eğitim kurumu haline gelmiştir. Bu üniversitede ücretsiz bir şekilde ayak muayeneleri yapmıştı. 20lerde ise ayak anatomisi bakımı için özel olarak tasarlanan ilk ayakkabı serisini oluşturmuştur. Yaklaşık on yıl sonra da Dr. Scholl şişen bilekler ve de varisli damarlar için onları rahatlatmak adına sıkıştırma çorabı üretmiştir. 40’lı yıllarda ise Dr. Scholl tabanları üretilmiştir. Üretilen bu tabanlar ardından pazarlanmış ve kısa bir süre sonra da şirketin en çok satan ürünü unvanını almıştır.
William 60’lı yıllarda da en büyük atılımını gerçekleştirmiş ve Scholl Pescura sandaletlerini anatomik olarak tasarlayarak ayak tabanı geliştirmiştir. Bu tasarladığı ürün ayaklarla her adımda adeta bir uyum göstermekteydi. Ardından da 1968 yılında William Scholl 86 yaşında iken hayatını kaybetmiştir. William Scholl’un hayatı boyunca ki en büyük hedefi ayak bakımı ile beraber insanların konforunu, refahını ve en önemlisi sağlığını nasıl geliştirebilirim olmuştur. Bu hedefini şirkete miras bırakan William, vefatından sonra da şirketi her daim ayak bakımları ile ilgilenmeye kendini adamıştır.
Scholl önemli İtalyan tasarımcılar tarafından da dizayn edilmekte ve büyük caddelerde ki mağazalarda da satılmaktadır. Burada satılan ürünler yeni ayak giyim serilerine aittir. Scholl’ün bu serisi doğru konfor, stil ve teknoloji dengesi içeriğinde her şeye sahiptir. Scholl, tarihi kurucusunun tutkusundan aldığı destek ve felsefe ile halen devam etmektedir. Ayaklarınıza hak ettiği değeri ve bakımı sunarak insanlara sağlık ve konforu sunmak amaçlarıdır.
Scholl, geniş ürün yelpazesi bulunan ve herkes tarafından beğeniyle kullanılan bir markadır. Ürün çeşitleri; Dr. Scholl Velvet Smooth Express pedi elektronik ayak törpüsü, Dr. Scholl gel active günlük tabanlık(kadınlar için), Dr. Scholl gel activ günlük tabanlık(erkekler için), Dr. Scholl gel activ iş tabanlığı (kadınlar için), Dr. Scholl gel activ iş tabanlığı(erkekler için), Dr. Scholl nasır yastığı, Dr. Scholl yumuşak nasır pedi ve Dr. Scholl gel activ spor tabanlığıdır. Bu ürünler Dr. Scholl ürünlerinin sadece bir kısmıdır.
En çok tercih edilen ürün olan Dr. Scholl Velvet Smooth Express pedi elektrikli cihaz sistemine sahip bir üründür. Bu cihazın mikro silindirleri de sertleşmiş derinizi yumuşacık bir şekilde kaldırarak ayağınızın muhteşem ve pürüzsüz bir şekilde görünmesini ve bunun ardından da yumuşacık olabilmesini sağlamaktadır. Dr. Scholl Velvet Smooth hasarlı bölgeye uygulanmalıdır. Hafif ve ortaya doğru bir baskı ile beraber sürekli bir hareketle nazikçe ayağınıza sürülmelidir. Faydası ise muhteşem ve pürüzsüz bir görüntü ve de yumuşacık olan ayaklardır.
Birde Dr. Scholl Velvet Smooth Tırnak bakım seti bulunmaktadır. Bu ürünün de faydası hem el ve hem ayağınızın tırnaklarında mükemmel bir görüntü oluşturmaktadır. Bu ürünle beraber günlük bakım ritüelinizi tamamlayacak ve bakımlı ellere kavuşacaksınız. Ürün başlık ve tırnak bakım yağı ile beraberdir. 3 farklı başlığı bulunur ve bu başlıklarla da tırnaklarınızı törpüleyebilirsiniz. Bu sayede de tırnaklarınız törpülenir, düzeltilir ve parlatılacaktır. Ardından tırnaklarınızda ki bu mükemmel pürüzsüzlükte ki görünümü 7 yağ kompleksine sahip olan tırnak bakım yağı ile bakımınızı tamamlayabilirsiniz.


Saç dökülmesinin nedenleri ve çözümleri

Saç dökülmesinin nedenleri ve çözümleri


Yaşlanmayla birlikte saç dökülmesi de doğaldır.Saçm da yaşamı vardır ve cildinize benzer değişiklikler saçınızda
da yaşanır.


20′li yaşlar:12-24 yaş arası saç hızlı büyür.Saçlar koyulaşır Yağ bezleri fazla çalışır.
30′lu yaşlar:ilk gri saçlargörünür.Saç incelmeye başlar.Zararlı etkilere karşı korumak gerekir.
40′lı yaşlar:beyazlar artar.Ostrojerı düştükçe saçzayıflar ,kurur ve parlaklığını yitirir.
50′li yaşlar:menapoz ve östrojen kaybıyla saç dahafazla dökülür.Artık saç uzatmak doğru olmaz.
Hormon değişiklikleri nedeniyle saçıtuz azalırken yüzünüzde tüyler çıkabilir.
60′lı yaşlar:saç beyazlaşır .Yağ bezlerinin çalışması zayıflar saç kurur.
Orta yaşlar kadınların kısa saçları yeğlemesi yerinde olur.

“Saç kökleri”
Saçlar yaşlandıkça daha az uzar.20 yaşında daha sık saçımiz vardır.Günde 100-125 tel saç dökülür veyerine yerıisi çıkar.
Saçın yüzde 97’si proteindir.Yüzde 3′ü ise amino kafatasında sinirler ve yağ bezlerine bağlıdır.Kan damarıyla beslenir. Saç canlı bır varlıktır ve saça kan gider,ama duyumlara yol açacak bir sinir bağlantısı yoktur. Saçı yeni dökülmeye başlayan biri,doğalbir süreç olarak devam edeceğini görür.Saçınızda belli bir bölgede saç azalıyorsa, eşarp,band ya da çiçek gibi aksesuarlarla gizleyin


Saç dökülmesinin nedenleri


Hersaç yaşar ve ölür.Her saç türü ayrı ve özel bir bakım gerektirir. Yaşam boyu sağlıklı saçlar için sağlıklı bir bakım uygulanmalıdır.


“Saç Dökülmesi”


• genetik etkenler.Anne ya da babanızın modeli,
• duygusal,fiziksel stres geçici dökülmeye yol açabilir.
• hızlı kilo kaybı.aşın diyet,beslenme yetersizliği saçı mahveder,
• hastalıklar geçici dökülmeye yol açar.
• çevre ve güneş ışınları,
hormon değişikliği saçı döken etkenlerdendir.
• dolaşım yetersizliği, çinko eksikliği saçı zayıflatır.
• enfeksiyon,ateş geçici saç dökülmesine yol açar.
• kimi ilaçlar saç derisine zarar verir.
• kimyasal maddeler sağlıklı saça büyük zararı verir.
• sert fırçalama saçı kırar ve döker.
• masaj yapılmalıdır. Ancak, sert masaj veya çokfazla masaj saça zarar verir.
Genetikse; ilaçlarla birölçüde önlenebilir. Çok ciddi durumlarda saç ekilebilir.Saçınız hızla dökülüyorsa ,bir cilt hastalıkları uzmanı ile görüşmek gerekir. Tedaviye ne kadar erken başlarursa o kadar iyi olur.
Kadınlarda saç dökülmesinin nedeni daha karmaşık ve çok yönlüdür. Uzmanın tüm sorularını yanıtlayın. Troid bezinin çok ya da az çalışması. Çinko eksikliği saç dökülmesinin nedenleri arasında olabilir. Saç dökülmesi kimi zaman bilmediğimiz hastalıkların çıkmasına yol açar.
Bu amaçla genel bir ‘check up’ yaptırabilirsiniz . Tiroid bezlerinin çalışması,Kandaki lipidierin ölçülmesi,Hormon düzeyinin araştırılması,Çinko yetersizliği,Zührevi hastalıklar.
Neden bulunduktan sonra tedavi başlamalıdır.
Genetik nedenlerin aşılması güçtür. Çünkü bunlar kuşaktan kuşağa aktarılır. Hormon değişiklikleri kadınlarda önemli bir etkendir. Cebelikten sonra, doğum kontrol ilaçlarını bıraktıktan sonra ve menopozdan sonra saç dökülebilir. Gebelik sırasında kadınların saçları daha sağlıklı olur. Doğumdan sonra ise dökülür. Bu süreç üç ay sürebilir.


“Stres”


Ameliyat,hastalık,duygusal stres de saç üretimini durduran etkenlerdir.Stresin ortaya çıkmasıyla saç dökülmesi arasında üç ay fark olabilir. iyileşrnek için de bir üç ay gerekir. Saç yitimi sürekli değildir,ama saçın kalitesini bozar.
“Güzellik ameliyatları”
Yüzünü gerdiren kadınlarda; özellikle yüzün kenarlarında saç dökülmesi olur.Kaş kaldırmadan sonrada görülür.Ama bunlar geçici bir süreçtir ve 3-4 ay sonra yeniden saç uzar.


“Kafatası derisindeki hastalıklar”


Sağlıklı saç sağlıklı kafada bulunur. Kafatası derisinde kaşıntı döküntü varsa bu saçın dökülmesine yol açar.Bir tür mantarda buna yol açar. Böyle bir durum yoksa,yukarıda anılan iç nedenlere bakmak gerekir.Hastalıklar nedeniyle alınan kimi ilaçlar, antibiyotikler,beta bloekerlar ve antidepresanlar ,kolestrol ve artrit ilaçları saç döken maddeler içerebiliyor.
Ergenlik ve Cinsellik



Ergenlik dönemi, kişinin yaşamında politika, aşk, ahlak, din gibi birçok önemli konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da fikirlerinin ve duygularının geliştiği kritik bir dönemdir. Cinsellik basit biyolojik bir olgu değildir. Kişinin cinsel davranışı, duyguları pek çok birbirinden farklı biçimler içerebilir ve cinselliğin gelişimi farklı psikolojik, sosyal ve kültürel etkilerle belirlenir. Cinselliğin üç bileşenden oluştuğu ileri sürülmektedir.


Bunlar:
1) Biyolojik-yapısal bileşen,
2) Cinsel rol bileşeni,
3) Cinsel-nesne tercihi bileşenidir.


Genel olarak bireylerin hem psikolojik hem de biyolojik olarak ya erkek ya da dişi olacağı görüşü yaygın ise de giderek biyolojik alanda bu iki uç arasında basamaklar olduğu, psikolojik alan gibi diğer alanlarda ise hem erkek,hem dişi özelliklerinin birlikte varolabileceği görüşü hakim olmaktadır. Bu bileşenlerdeki farklılıklar bireylerin cinselliğe ilişkin olarak yukarıda sözedilen iki uç arasında aldığı yeri belirler.


Tanım gereği bir “adolesan” yani ergen cinsel olugunluğa ulaşmış veya ulaşma sürecinde olan kişidir. Ergenlik dönemi cinsel uyanış dönemi olarak da düşünülebilir. Bu uyanış büyümeyi, bir beden duygusunun oluşmasını, erotik zevk veren şeylerin neler olduğunun tanınmasını, cinsel duygu ve davranışa ilişkin engellemeler ve bir miktar suçluluk duygusu ile başede bilme becerisini kazanmayı, kişinin kendisi, partneri ve topluma karşı cinsel sorumluluk kazanmasını, cinsel bir kişi olduğunu ve cinselliğin kendi yaşamındaki yerini giderek farketmesini ve erotizmi, bir başkasıyla yakınlığın bir yönü olarak yaşayabilme becerisini kazanmasını içerir.


Ergenlik döneminde cinsel gelişimin psiko-sosyal yönünü ele alan başlıca teorik görüşler şöyle özetlenebilir:


Psikanalitik Görüş: 
Freud’un gelişimsel kuramına göre ergenlik, latans döneminde bastırılmış olan cinsel dürtünün biyolojik değişikliklerin de etkisiyle gücünü artırdığı bir dönemdir. Bu dönemde ebeveynlere olan bağların da azalması beklenir.


Öğrenme Teorisi:
Bu teoriye göre taklit ve özdeşim. cinselliğin gelişiminde roloynar. Çocuklar aynı cinsten olan ebeveynin davranışlarını taklit ederek kendi cinsiyetlerine uygun davranışları öğrenirler. Ayrıca kitle iletişim araçları da ergenler için modeller sağlar. Gençler reklamlar ya da filmlerde gördükleri kişileri model alabilir ve taklit edebilirler.


Sosyolojik Teori: 
Sosyologlar cinsel etkileşimlerin belli kültürel etkenlerce belirlendiğini ileri sürerler. Sosyalizasyon süreci kişinin bu normlarla tanışması ve bunları benimsemesidir. Çocuklukta normlar aile tarafından aktarılırken ergenlikte akranlar, okul ve kitle iletişim araçları bu süreci etkilemeye başlar. Cinsellikle ilgili olarak kültürel değerler ve gelenekler bir uçta cinsel baskıcılık, diğer uçta cinsel serbestliğin yer aldığı bir dizi farklı dizgenin baskılayıcı ucuna daha yakınken endüstriyelleşme ile birlikte giderek daha izin verici olmuştur. Türk toplumu ise bu açıdan farklı değer yargıları içeren katmanlardan oluşmaktadır. Şu anda batı toplumlarına göre daha baskıcı eğilim ağırlıklıdır.


Kişilerarası İlişkiler Teorisi: 
H.S. Sullivan’a göre gerçek genital ilginin ortaya çıkışı erken ergenlik döneminin başlangıcına işaret eder. Bu dönem cinsel davranışın şekillenişine kadar sürer. Yazar 1930′larda Amerikan toplumunun cinselliğe bakışını eleştirirken ebeveynlerin tutumları sonucunda gençlerin çoğunun bu döneme “cinselorganlarının kendi bedenlerinin bir parçası olduğunu reddetme duygusu” (primer genital fobi) ile girdiklerini söylemektedir. (Bu durumun ülkemizde halen geçerliliğini koruduğu söylenebilir.) Sullivan cinsel arzuyu hissetmeye başlayan gencin bu yüzden, bu arzuyla ne yapacağını bilemez hale geldiğini, bu dönemde bu gereksinim çerçevesinde şekillenmesi gereken insan ilişkilerinin yine bu nedenle anlamsız ve kendi benlik saygısına katkısı olmayan bir hal aldığını söylemektedir.
Genç bu durumda yakınlık ve güvenlik gereksinimleriyle bağdaşmayan bu duyguyu reddedebilir, ya da arzu duyacağı nesnelerle, yalnızlıktan kurtulmak için gereksinim duyacağı nesneleri ayırmak yolunu seçebilir. (Fahişe evlenilecek kız ayrımı). Sullivan’a göre kişi cinsel davranışına ilişkin tercihini yaptığı ve bunu yaşamının geri kalan kısmına nasıl yerleştireceğini fark ettiğinde ise geç ergenlik dönemine adım atar.


Tüm bu teorilerin işaret ettiği gibi, yakın ilişkilerin kurulması ve cinsel davranışların gelişmesi ergenlik için önemli görevlerdir. Ancakk ikisi her zaman aynı şeyler değildirler. Yakınlığın iki ana boyutu vardır: fiziksel ve duygusal yakınlık. Cinsel yakınlık yalnızca fiziksel yakınlık olabilir ve duygusal yakınlıkla birlikte gitmediği zaman insan boşluk hissedebilir. İlişkinin fiziksel yönü üzerinde aşırı durulması diğer yönlerin ele alınmasını engeller. Aynı
şekilde yakın ilişkilerin de mutlaka fiziksel bir cinsellik içermesi gerekmez. Yakınlık genellikle sevgi ile bağlantılıdır. Ergenlikte bireyler sevgiyi yönelttikleri kişilere göre farklılaşan ilişki biçimleri ile kavramsallaştırmayı öğrenir. Anababa sevgisi, kardeş sevgisi, romantik sevgi gibi. Yakınlık, sevme kapasitelerini anlamak için yarar sağlar.
Ergenlerin ilk cinsel etkileşimleri yakınlık içermeyebilir, hatta bazen içermesi de istenmez.
Ilişkinin kalitesi ise gencin cinselolguları yaşama biçimini belirlemek açısından çok önemlidir. Tüm yaşam için geçerli bu durum, özellikle birey, ilk cinsel davranışlarını deneyimliyorsa daha da önem kazanır. Bir kişi ile yakın, sıcak bir ilişki içinde olmak, beceriksizlik ve bilgisizlik duygularını yatıştırır. Bu nedenle, ilişkilerin bu tür yakınlıklar çerçevesinde kurulması, tercih edilen bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Kişiler arası yakınlık kurmanın en bilinen yolu “çıkmadır. ABD’de 1960′lardan beri yapılan araştırmalar herhangi bir zamanda ergenlerin yaklaşık üçte birinin birisiyle çıktığını ve bu oranın bugüne kadar yaklaşık olarak sabit
kaldığını göstermiştir.


Çıkma, romantik yakınlaşmalar gelişmesini sağlar. Ergenlikteki romantik ilişkiler, aile dışında tek bir insan olarak yakın ilişkilerde deneyim kazanılmasını gerçekleştirir. Bu tür romantik ilişkilerde gençler sevecenliklerini iletmeyi ve başkasınınkine karşılık vermeyi öğrenirler. Çıkan veya birbirine duygusal bağlılıkları olan çiftler. cinsel davranışları, sevgi ve saygı duyguları ile birleştirmeyi öğrenirler. Aşık olmak genellikle cinsel ilişkiyi meşrulaştırır ve suçluluk duygularını azaltır, böylece de cinsel öğrenme için daha uygun bir ortam sağlar.
İkili ilişkiler veya kız erkek ilişkilerinin kurulmasında fiziksel çekicilik önemli yer tutar. Benzer değer yargıları ve tutumların paylaşılması da çok önemlidir. Gençler genellikle kendi çevrelerinden, kendi sosyal referans gruplarından bireylerle arkadaşlık kurma eğilimi gösterirler.


Arkadaşlar ve akrabalar, gençlerin ilişkilerini onları aynı ortamlara davet etmek gibi yollarla destekleyebilir, böylece bazı birlikteliklerin seçiminde ve sürdürülmesinde filtre görevi yapabilirler. Gençlerle yapılan anket ve konuşmalarda Türkiye’de gençlerin % 85′inin karşı cinsle beğeni sınırları içinde kalan arkadaşlığı istemelerine karşın, ailelerin % 72’sinin bu tür bir arkadaşlığa bile engel oldukları görülmüştür. (Köknel, 1981). Cinselliğin tabu bir konu olduğu toplumlarda çocuklar ebeveynlerinden veya dini inançlarından kaynaklanan katı yargılar edinirler. Ergenlik döneminde cinsel ilgilerin uyanmasıyla daha önceki tutumlara uymayan davranışların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Kişinin tutumlarına uymayan davranışlar göstermesi ise bu tutumların değişeceği anlamına gelmemektedir. Böyle bir çatışma ve onu saranbezginlikle başetmek özellikle düşünsel ve duygusal açıdan olgunlaşmamış gençler için çok zor olabilir.


Gençlere cinsellik ile ilgili birbirinden çok farklı mesajların iletildiği bir ortamda yaşandığı açık. Bir yandan medya, kışkırtıcı giysiler içinde genç aktör ve aktrisler sunarak ergen cinselliğini körüklerken, ebeveynler bu tür aktiviteleri kısıtlamaya çalışıyorlar. Bu durumda gençlerin, bu farklı mesajları tutarak değişen bir kültürel cinsellik bağlamında uygun bir yol bulmaları gerekiyor.
Saçın Boyanması ve Perma

saç boyama perma


Kadınlar 30,000 yıldır kına ve indigo gibi maddelerle saç boyadılar .Bugün artık daha güvenli saç boyaları var. Doğal saçlarımızla dolaşmak zorunda değiliz. Saç boyamak için saçın beyazlamasını beklemek de gerekmiyor. Saçın rengi saçın ince ya da kalın teli olup olmadığını da belirler. Saçtaki pigmerıtler ne kadar çoksa rengi de o kadar koyu olur.Yaşlandıkça pigmentler zayıfladığından saç beyazlar.

“Dalgalı saçlar “

Kadınlar genellikle düz saçlarını kıvırcıklaştırmak, kıvırcık saçlarını düzleştirmek isterler. Gerçekte saçin doğal özeIliğini kabul etmek daha yararlıdır.. Değişiklik istediğimizde daha yumuşak bir dalgayı seçmek uygundur.
Saçı dalgalı yapmak için en güvenli yol, saçı sarmaktır, Daha ince yada kalın dalgalar için bigudilerin genişliğini. büyütüp küçültebilirsiniz: Saçı düzleştiren masalar ve sıcak bigudilerse kaliteli olmak koşuluyla kullanılabilir. Düzleştiriciler kıvırcık saçı düzleştirmek için kullanılır Ve saça yayıldıktan sonra taranır.Sonra yıkanır ve nötralizör uygulanır. Saç bu işlemden sonra kuru ve hassas olur ve her banyoda krem uygulamak gerekir. Düzleştirilen saçı boyamadan önce bir hafta beklemek uygundur. Düzleştirici saçın rengini biraz açabilir.

“Saçı kendiniz boyuyarsanız”
Saç boyamak o kadar kolay bir işlem değildir.Ellerinizin ve banyonun kirlenmesi dışında hassasiyet sorunları çıkabilir. Once bir deneme yapıp saç derisinin hassas olup olmadığına bakılmalıdır.
PH düzeyi düşük ürünleri ve daha koyu kremleri sıvıya tercih etmeliyiz. Ilk kez boyadığınızda bir kuaföre danışmak daha yararlı olur. Köpük ya da jel biçimindeki geçici boyalar 4-6 yıkanma dayanır.

“Kalıcı boyalar”

Daha zararlıdır. Kalıcılığı sağlayan hidrojen peroksit ve amonyumdur. Bunlar saç dibine dolar pigmentleri yok eder ve boyayı depolar.Bu işlem saç proteinine zarar verir.Amonyak saçı kurutur, havalanmasına yol açar, rengi soldurur. İlk kez boya yaptırırken bir bilene danışırsanız peroksit ve amonyak oranı az ürünleri seçebilir, birkaç rengi karıştırabilir ve daha iyi renkler yaratabilir. Kalıcı renkler ,alttan beyazlar çıkana kadar dayanır.

“Yarı kalıcı boyalar”
Sıvı, jel ya da köpük biçimindeki yarı kalıcı boyalar daha yumuşaktır ve peroksit ve amonyak olmadan saç dibini boyar .Her şampuanda boya biraz daha solar.

“Geçici boyalar”
Rengi güçlendirici şampuan ve kremler ve renk verici boyalardır.Saçın üzerine parlak bir boya tabakası bırakır 4-6 kez yıkanınca gider.

“Renk çizgileri”
Saç açmak saça zarar vereceğinden ,koyu renkli saçlara renkli kontrastlar verebilir. Ya da önce açık bir tona boyanır ve sonra renkler eklenir. Saçın doğal görünümünü korumak için; renk açarken aşama aşama ilerleyin ve ancak iki ton açığa gidin. Röfle işleminde beli i tutamlar özel renklerle boyanır.Daha çok önde ve yüzün kenarında olursa.güneş etkisiyle olmuş gibi doğal görünüm verebilir. Genel bir renklendirmede, daha koyu bir renkle saça derinlik verilir. Blok blok renklendirmede belli bölümlere parlaklık ya da ayrı renkler uygulanır. Saçı üstten boyamada  değişik renkler saçın yüzeylerine uygulanır. Kahküllere ya da kıvırcıkların ucuna renk verilebilir.
Çizgiler yapmak; geniş saç tutamları saç ın rengine karşıt renklere boyanabilir.
Parlaklık; kalıcı boyanın parlaklığını korumak ya da canlandırmak için uygulanır.

Cila; saydam bir ciladır ve boyalı saçlara parlaklık verir. Tek aşamalı boyama; temel saç rengi birkaç ton açılır ya da röfle yapılır.yeni renk verilir.

“Boyanın etkileri”
Cildiniz gibi saçınız da dış etkenlerden etkilenir. Perma ve boya .saçı ve saç derisini bozar.En zararlı maddelerse amonyak ve peroksittir.Saç boyandıktan sonra ,ısıtma ve maşa gibi bakım aygıtlarının vereceği zarar da artar. Permalı ya da düzleştirilmiş saçın gözenekleri açıldığından, boyayı daha çabuk emer.Boyanmış saça bir de bu tür yöntemlerle zarar vermek saçı sağlıksız gösterir ya da yeşile çalan bir renk almasına yol açar. Güneş boyayı oksitler. Bu nedenle güneşte saçı örtmek yararlı olur.

“Boyanın korunması”

*Alkol oranı düşük ürünler kullanın,
*Boyadan sonra saçı en az 24 saat sonra yıkayın,
*Saçı gerektiğinden sık yıkamayın,
*Sıcak hava .klor ve doğrudan güneş ışığından koruyun, ‘UV korumalı saç kremi ya da sprey kullanın,
*Saça aynı günde hem perma hem boya yaptırmayın, ‘Şampuandan sonra canlandırıcı krem kullanın. Saç ın yeşilimsi bir renk almaması için ,klorlu havuzlara girmeyin. Klor rengi bozar. Saç ın doğal yağlarını kurutur. Yüzme bonesi takın ve havuzdan çıkar çıkmaz saçı yıkayın.

“Doğal sarışın”
Saçın güzel olması, kesimine ve uzunluğuna bağlıdır.Ama nedense bir çok kadın açık renkli saçı tercih eder.5açınızın rengi koyuysa sık sık kuaföre gitmek istemiyorsanız, önce röfle ile işe başlayın, Çünkü sapsarı saçların daha sık boyanması gerekir. İyi bir boyanın doğal görünmesi gerekir.Bunun içinde zaman ve para harcamak durumundayız.

“Gri tonlar”
Kadınların çoğu 30-40′11 yaşlardan sonra saç beyazlaşması sorunuyla karşılaşır. Saçın beyazlaşması büyük ölçüde genetiktir. Açık renk saçlar grileşirken ,koyu renkler beyaz olur.
Güneşin .hava kirliliğinin ve rüzgarın etkisiyle gri saçlar sararır.Renk canlandırcı şampuan ve kremler buna engel olabilir.Parlaklık veren şampuanlarda renk bozulmasını önler.Beyaz saç daha kuru ve daha sert olduğundan krem kullanmak gerekir. Lavanta özü yağı içeren şampuan ve saç kremi kullanmak, sarı ve ağarmış saçlardaki sararmayı ve pirinç rengini engelleyecektir.

permalı saç ne zaman boyanır evde saç boyama teknikleri yeni boyanmış saç tekrar boyanır mı saç boyamadan önce zeytinyağı evde saç boyama renk tutturma 1 gün arayla saç boyanır mı kaç gün arayla saç boyanır en kaliteli saç boyası markası
KEKEMELİK NEDİR ?

Kekemelik sorunu; konuşmada zamanlama ve akıcılık açısından meydana gelen aksamalar nedeni ile kişinin düzgün bir şekilde konuşamamasıdır. 





KEKEMELİK NASIL GEÇER ?

HİPNOZ TEDAVİSİ


Kekemelik üzerine yapılan araştırmalar, bu sorunun çok büyük bir oranda psikolojik nedenlerden kaynaklandığını ortaya çıkartmıştır. Bu nedenle hipnoz kekemelik tedavisi gündeme gelmiş ve insanların telkin yöntemi ile bu sorundan kurtulmalarına yardımcı olunmuştur. Hipnozla kekemelik tedavisi için kuşkusuz hastanın doğru şartlara sahip olması gerekmektedir. Çünkü hipnoz kekemelik tedavisi kişinin fizyolojik kaynaklı kekemelik sorunlarının tedavisi için kullanılmamaktadır.


Hipnoz kekemelik tedavisi için kişinin öncelikle uzman bir hekime muayene olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar; kekemelik sorunu yaşayan insanların bazılarının, nörolojik problemler nedeni ile kekelediğini ortaya çıkartmıştır. Bu nedenle hipnoz kekemelik tedavisi uygulanmadan önce kişinin nöroloji uzmanı bir hekime başvurarak, kekelemesine neden olan herhangi bir rahatsızlığı olmadığından eminde olması gerekmektedir. 


Her ne kadar bu ihtimal küçük dahi olsa, hipnoz kekemelik tedavisi sürecine başlanmadan önce kontrol edilmesinde çok büyük bir yarar vardır.
Ayrıca hipnoz kekemelik tedavisi yapılan kişilerin, fizyolojik bozukluklar nedeni ile de kekeleme sorunu yaşayan kişiler olmaması gerekmektedir. Bazı insanların kekeleme nedeni ağız ve gırtlak yapılarında genetik nedenlerden ötürü oluşan fizyolojik bozukluklardır. Rahat konuşmasına engel oluşturan fiziksel sorunlar, kişinin hipnozla kekemelik tedavisi ile sorundan kurtulmasını sağlamayacaktır. 


Hekime başvurarak gerekli muayeneyi olduktan sonra fizyolojik sorunları da olmayan kişilerin, kekeleme sorunu yaşamasının nedeni psikolojik olarak belirlenir. Bu aşamanın ardından kişiye hipnozla kekemelik tedavisi uygulanabilir ve kekemelik çözümleri sunularak sorundan kurtulması sağlanır.

Hipnozla kekemelik tedavisi kapsamında hekim tarafından kişiye uygulanan telkin yöntemi, kişinin kekelemesine neden olan kaygıların ve stresin tamamen ortadan kalmasına yardımcı olacaktır. Böylece sosyal çevrede konuşurken kendini çok daha rahat hissedecek olan kişi, kekemelik sorunundan da kolaylıkla kurtulabilecektir. Çoğu kekemelik sorunu çocukluk döneminde ailenin yanlış davranışları nedeni ile geliştiğinden, kekemelik çözümleri erken yaşlardan itibaren aranmalıdır. Çoğu insan çocukluk döneminde uygun kekemelik tedavisi ile bu sorundan kurtulabilecek iken, boş yere uzun yıllar boyunca kekemelik sorunu yaşamaktadır. Kekemelik kısa süre içerisinde tedavi edilebilen bir problemdir.




KEKEMELİK EVDE NASIL TEDAVİ EDİLİR ?





Kekemelik sorunu yaşayan kişiler; sosyal ilişkiler kurmakta büyük bir zorluk yaşamaktadır ve artık canlarına tak eden bu problemden kurtulmak için kekemelik duası okumak da dahil olmak üzere, her yolu denemeye hazır hale gelmiştir. Kekemelik sorunun nedenleri arasında en büyük oran, psikolojik sorunlardır. Çocukluk döneminde kişinin özellikle ailesi ve çevresi tarafından yanlış şekilde yönlendirilmesi kekemelik sorununun oluşmasına neden olmaktadır. Kekemelik tedavi yöntemleri tamamen kişinin çocukluk döneminde ailesi tarafından maruz kaldığı hatalı davranışların düzeltilmesi üzerinedir. Kekemelik nedenleri hakkında nörolojik ve konuşma organlarında görülen fizyolojik bozukluklardan da bahsedilebilinir ancak bu kekemelik nedenleri genel ile kıyaslandığında, psikolojik nedenlerin yanında oldukça düşük bir oranda kalmaktadır.


Kekemelik için şifalı bitkiler kullanımı, bitkisel ürünlerin her alanda faydalı olacağının düşünülmesinden kaynaklanmaktadır. Bilimsel olarak bitkisel ürünler ile kekemelik sorununun tedavi edileceğine dair hiçbir kanıt yoktur. Ancak kişinin bitki çayları ile rahatlaması ve konuşurken içerisinde bulunduğu stres ve kaygılı ortamdan daha rahat çıkması sağlanabilir ki bu durumda kişinin kekeleme nedenleri ile ilgili durumun giderilmesini sağlayabilir. Ancak bu durumun yapılan bilimsel deneyler ile kanıtlanmış bir örneği yoktur ve bir tedavi olarak bahsedilmesi söz konusu değildir.

Kekemelik nasıl geçer sorusunun asıl cevabı, kişinin kaygı ve stres seviyesinin nasıl düşürüleceği ile alakalı bir konudur. Kekemelik tedavi yöntemleri kişinin yadırganmaktan ve eleştirilmekten korkmadan, rahat ve kendine güvenir bir şekilde konuşması üzerine geliştirilen tekniklerdir. Bu nedenle kekemelik tedavisi konuşma terapisti psikologlar ya da psikiyatri uzmanı hekimler tarafından yapılmaktadır. Zira sorun kişinin düşünce yapısındadır. Düşünce yapısının değiştirilmesi ise kekemelik için şifalı bitkiler kullanılması ile pek de mümkün değildir.

Bu nedenle internette yaygın olarak aranan Ahmet Maranki kekemelik tedavisi başlığı altındaki uygulamalara ile sorunun çözülmesini beklemeden, öncelikle muhakkak uzman bir hekime başvurulması gerekmektedir. Bu konuda yardım için kurulan kekemelik tedavi merkezleri de, kekemelik sorunu yaşayan insanların bu sorununu gidermeye yardımcı olmak için hizmet vermektedir. Kekemelik nedenleri kişinin düşünce yapısında aranmalıdır ve kişinin pozitif düşünce sistemini geliştirebilmesi sağlanmalıdır. Böylece özgüveni artan birey, kekelemeden konuşabilmektedir.


KEKEMELİK İÇİN NE YAPMALI



Kekemelik sorunu yaşayan kişiler hakkında toplum genelinde bilinen oldukça fazla yanlış vardır. Kekemelik sorununun sadece nörolojik problemlerden kaynaklandığı yanlış bir bilgidir. Zira nörolojik rahatsızlıklar nedeni ile görülen kekemelik problemi, genel kekemelik nedenleri ile kıyaslandığında en düşük orana sahiptir. Aynı şekilde gırtlak ve ağız bölgesindeki genetik kaynaklı fizyolojik bozulmalar da, oldukça nadir bir şekilde kekemelik sorunu yaşanmasına neden olmaktadır. Bu insanların hekim muayenesinin ardından kendilerine verilen ilaçlar ile fizyolojik sorunları iyileştirmesi ve kekemelik sorunundan kurtulması mümkündür. Ancak kekemelik sorunun en büyük nedeni, kişinin düşünce yapısında küçük yaşlardan itibaren gelişen bozukluklardır.

Kekemelik sorununun başlıca neden olan psikolojik problemler, kişinin bitkisel ürünler ya da ilaçlar kullanarak üstesinden gelemeyeceği bir sorundur. Bu nedenle kekemelik sorunu tedavisi konuşma terapisti olarak adlandırılan psikologlar ya da psikiyatri alanında uzmanlaşmış hekimler tarafından yapılmaktadır. Çünkü kişinin kekelemesine neden olan sorun beynindeki bir fizyolojik bozukluktan değil, tamamen düşünce yapısındaki hatadan kaynaklanmaktadır. Bu nedenden dolayı bitkisel ya da kimyasal ilaçlar ile kişinin kekemelik tedavisinin sağlanması, ancak destek amaçlı yarar sağlayabilmektedir.

Bazı bitki çaylarının kişinin sakinleşmesine yardımcı olduğu bilinmektedir ve kekeleme sorunu yaşayan kişilerin konuşma esnasında stres seviyelerinin azalmasın neden olabilmektedir. Ancak bu tür bitkisel uygulamaların kişinin konuşmaktan duyduğu kaygı, stres ve endişeyi gidererek kekemeliği tedavi ettiği yönünde herhangi bir bilimsel bilgi yoktur ve bu konunun ispatı üzerine yapılmış hiçbir deney olmadığından dolayı tedavi olarak bahsedilmesi söz konusu değildir.


Kekemelik sorunlarının çözümünde insanların düşünce yapılarının normal hale getirilmesi hedeflenmektedir. Kekemelik büyük oranda küçük yaşlarda, konuşmanın başlaması ile ortaya çıkan bir durumdur. Bu durumda ise en büyük pay, kuşkusuz ailelerin çocuk üzerindeki yanlış tutumudur. Çocuktan yaşının çok ilerisinde şeyler beklemek, çocuğun başarısız olmaktan korkmasını ve dolayısı ile konuşurken stres içerisine girerek kekelemesine neden olur. Kaygı duyan ve sosyalleşirken konuşması nedeni ile dalga geçileceğini düşünen çocuk ise daha da çok stres içerisine girer ve kekeleme sorununu tetiklenir. Bunun için kekemelik tedavisinde anne babalara büyük bir pay düşmektedir.




BEL AĞRISI NASIL GEÇER

Bel Ağrısı Nasıl Geçer Bel Ağrısına Ne İyi Gelir ?


Alt ekstremite semptomları olsun ya da olmasın bel ağrısı tedavisi birçok ağrı kliniğinin çalışma yoğunluğunun büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Ortaya çıkış şekilleri oldukça geniş bir spektrumda yer alır. Hasta ilk müracaatını ağrı kliniklerine yapabilir bu yüzden tanı ve uygun incelemeler mutlaka organize edilmelidir. Buna karşın hasta çok sayıda radyolojik inceleme yapılmış, operasyon geçirmiş ve tedavi uygulanmış halde müracaat da edebilir.

Bel ağrısı oldukça yaygındır: yetişkinlerin %80’i hayatlarının bir döneminde bel ağrısı çekmektedirler. Ağrı episodlarımn yaklaşık %80’i 2 hafta içinde kendi kedine geçmektedirler. Bu yüzden doktora başvuran hastaların büyük çoğunluğu kesin bir tanı almamaktadır. Güncel göstergeler bel ağrısı yüzünden yılda 150 milyon gün iş gücü kaybı, 1.6 milyar £ total sağlık harcaması ve üretim kaybı ve yasal olmayan bakım ile ilişkili 10 milyar £’luk bir ekonomik kaybın söz konusu olduğunu göstermektedir. Bu göstergeler her yıl artmaktadır. Bel sakatlığının hızlıca arttığının ve bunun için bel ağrısı insidansmda artışa gerek olmadığının altının çizilmesi önemlidir. Sofistike sağlık hizmetlerinin sağlanamadığı ülkelerde bel sakatlıklarının insidansı çok daha düşüktür.
Hatırlatma: Bel ağrısı olan hastaların çoğunun ikinci basamak sağlık hizmetine gereksinimi yoktur ve uygun eğitim ile birinci basamakda tedavi edilebilirler.

ETYOLOIİ

Patolojik süreçler, semptomlar, belirtiler ve görüntüleme tetkikleri arasında zayıf bir ilişki vardır. Problemin anatomik kaynağına yaklaşım kadar ağrının hastanın hayatındaki etkilerine yönelmek te önemlidir. Bel ağrısına sebebiyet verebilen birçok faktör tanımlanmıştır fakat pratikte amaç bazı spesifik durumları elemektir (ki bu bel ağrılarının çok küçük bir bölümünü oluşturmaktadır ):
  • Altta yatan sistemik bir hastalık
  • Enfeksiyon
  • Malignansi
  • Fark edilmemiş travma
  • Nörolojik sorunlar, sinir kökü basısı, spinal stenoz, kauda equina sendromu
Birçok hasta ağrı kliniklerine aşağıdaki şu 3 katogoriden birine uyumlu olarak gelir:
  • Nonspesifik mekanik bel ağrısı
  • Sinir kökü basısı
  • Cerrahi sonrası bel ağrısı
MEKANİK BEL AĞRISI

Nonspesifik bir tanıdır ve genellikle omurganın posterior elemanlarından kaynaklanan bir ağrıdır. Ağrı lomber omurgaya sınırlı olabilir veya kasıklara ve alt ekstremiteye yayılabilir. Fakat dizden aşağı yayılması olağan değildir. Kök disfonksiyonu belirtileri görülmez. Birçok anatomik oluşum mekanik bel ağrısına yol açabilir fakat faset eklemleri ve kaslar en sık terapötik hedeflerdir.
 Omurgada, anatomik yapılardan hangisinin ağrı kaynağı olduğunu ortaya koyacak güvenilir bir anamnez veya fizik muayene bulgusu yoktur.

Faset eklemleri

Faset eklemleri eklem boşluğu, hiyalin kıkırdak ile örtülü eklem yüzleri, sinovyal membran ve fibröz kapsülden oluşan sinovyal eklemlerdir. (Şekil 14.1). Romatoid artrit ve osteoartritte iltihabi ve dejeneratif değişikliklere maruz kalabilir. Periferik eklemdekine benzer ligamentöz ve kapsuler değişiklikler görülebilir. Faset eklemleri, lomber ekstansiyonda yüke maruz kalır. Dejeneratif disk hastalıklarından ve disk operasyonundan sonra bu eklemlere binen yük artar. Faset eklem kapsülü inervasyonu zengindir ve bu yüzden kapsüler defermasyon ağrılıdır. Çeşitli semptom ve belirtiler geleneksel olarak faset eklem sendromu ile ilişkilendirilmiştir(bacağm arkasına yayılan bel ağrısı, faset eklemlere basınç uygulandığında ağrı hissi, lomber ekstansiyonda ağrı) fakat yapılan kontrollü çalışmalarda bu klinik özellikler ile faset eklem enjeksiyonlarına cevap arasında bir ilişki gösterilememiştir. Dejeneratif faset eklem hastalığı lomber omurga görüntülenmesinde sıklıkla karşılaşılan bir bulgudur. Faset eklemlerine ve onları inerve eden sinirlere yönelik tedavi sonuçları genelikle umut kırıcıdır.

Bel kasları

Kasların bel ağrısı kaynağı olarak önemi açık değildir. Kaslar, bol miktarda nosiseptif fonksiyon olan Ao ve C lifleri içermektedir. Bel ağrısı olan hastanın muayenesinde genellikle kas spazmları veya hassas tetik noktaların, nodüllerin ve bandlarm varlığı ile karşılaşılır. Bu tetik noktaların tedavisi bazen bel ağrı semptomlarında dramatik bir düzelme sağlayabilmektedir.

CERRAHİ SONRASI BEL AĞRISI

Spinal cerrahinin başarı yüzdesini öngörmek zordur, ve genellikle cerrahi endikasyonuna bağımlıdır. Hikaye, muayene ve görüntüleme bulguları arasında uyumu iyi olan hastalarda lomber disk hernisi cerrahi tedavisi başarısı, non-spesifik ağrısı olan bölümünde cerrahi sonrası bel ağrısı devam etmektedir. Cerrahi kriterlerdeki ve görüntüleme tekniklerindeki gelişme bu problemi azaltmakta yardımcı olabilir.
Ameliyat sonrası devam eden semptomların başlıca nedenleri:
  • Yanlış operasyon (yanlış tanı/ yanlış düzey)
  • Enfeksiyon
  • Teknik komplikasyonlar (SSS fistülü)
  • Reküren disk herniasyonu
  • Eş zamanlı başka bir patoloji varlığı
Genel olarak dekomresif operasyonlar bacak ağrısını Mm azaltırken bel ağrısına herhangi bir katkısı olmaz ve hatta arttırabilir.
Disk ameliyatları komşu faset eklem üzerindeki stresi arttırır ve posterior kompartman ağrısının tipik semptomlarının başlamasına yol açar. Tekrarlayan ameliyatlar epidural fibroz ve kök skarlaşmasma neden olması olasıdır. Hastaların bir kısmında sinir köklerinin fibroz bantlarla sıkışmasına neden olan, kauda ekuma pia materindeki hasar sonucu gelişen adhezir araknoidif görülür. Tedavisi oldukça zordur ve şiddetli ağrı yüzünden psikolojik sekeller sık görülür.
Uygun seçilen ve teknik olarak başarılı ve komplikasyonsuz bir ameliyat geçiren hastaların birçoğunda ağrı sebat etmektedir. Tabiî ki cerrahi öncesi uzun dönem sinir hasarı varsa bunun sinir sisteminde ağrı deneyimini kronikleştiren, kalıcı santral ve periferal değişikliklere yol açmış olması olasıdır.

Fizik tedavi

Egzersiz yapılması ve özellikle immobilitenin önlenmesi bel ağrısının diğer tedavilerini desteklemektedir ve etkinliğine dair iyi kanıtlar vardır. Basit akut bel ağrısında belki egzersiz tek ihtiyaç duyulan şey olabilir ama daha kronik vakalarda egzersizi diğer tedavilerle birleştirmekte fayda vardır. Hastaların egzersiz ile başlangıçta ağrılarında bir miktar artma hissetmeleri olağandır fakat bunun zararlı olmadığı hakkında ikna edilmelidirler. Egzersizin disk beslenmesini iyileştirdiği ve tekrarlayan bel ağrısı riskini azalttığına dair kanıtlar vardır. Kronik bel ağrısı olan hastaların çoğunda hastalığın bir sonucu olarak spinal kaslar zayıftır (korse ve lomber spinal destekleyicilerin kullanımı ile bu zayıflık artar) Kas kuvvetini arttıran aktiviteler semptomları iyileştirebilmektedir.

Manipülasyonlar

Spinal manipülasyon bel ağrısında etkili olabilir.

Psikolojik tedavi

Birçok bel ağrısı hastasının ağrıları ile birlikte yıllardır yaşadığının altının çizilmesi önemlidir. Ağrıların hayatları üzerindeki etkisi ağrının kaynağı kadar önemlidir. Hastanın ağrı nedeniyle yaşadığı sakatlığın derecesi onun ağrı hakkmdaki inançlarına ve tutumuna bağlıdır. Ağrı kliniği psikologları bu grup hastaları mültidisipliııer ağrı tedavi programı dahilinde daha fazla kabul etmelidirler. Hem yataklı hem de poliklinik programları bel ağrısı tedavisinde etkilidir.

Cerrahi yaklaşım

Tek başına cerrahinin bel ağrısı için endike olduğu nadir örnekler vardır. Nörolojik basının varlığı cerrahi için bir endikasyon olabilir. Öyle olsa bile siyatik tedavisi için konservatif yaklaşımla cerrahi tedavinin karşılaştırıldığı bir retrospektif çalışmada 6 aylık takip sonucunda herhangi bir fark gösterilememiştir.
Geniş bir prospektif çalışmada intervertebral disk prolapsusu olan hastaların %90’nmm 31 ay içinde tedavisiz semptomatik olarak iyileştiği gösterilmiştir. Bel cerrahisi oranları ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir ve bu durum nörocerrahların ve ortopedistlerin parasal kaynağı ile yakından ilişkilidir.
Bel ağrısı olan bir hastaya uygun olan ameliyat tipine ortopedi ve nörocerrahi uzmanları karar verir. Cerrahi dışı klinisyenlerin rolü bu uzmanların değerlendirmesine ihtiyaç duyacak olan hasta grubunu seçmektir. Bunu yapabilmek için de bu hastalara müdahalede hangi tip cerrahi tekniklerin uygulanabilir olduğunu bilmek yararlı olacaktır.

SONUÇ

Ağrı kliniklerinde gözlenen durumların birçoğunda ağrı etyolojileri iyi çözümlenmiştir. Böylece tanı ve tedavi için mantılıklı bir yaklaşım elde edilmiştir. Birçok ağrı klinisyeni bel ağrısıyla, diğer kronik ağrılı durumlardan daha sık karşılaşırlar. Buna rağmen, hala hastalarda niçin bel ağrısı olduğunu bilmiyoruz ve semptomların çeşitliliğini açıklayan bir hipotez yoktur. Anamnez ağrıya anatomik kaynaklı faktörlerin neden olabileceği yönünde bulgular saptanabilir. Fakat bu anatomik yapılara odaklanan tedaviler sıklıkla başarısız olmaktadır. Hastalar etkinliği kanıtlanmamış ve semptomlarda düzelme sağlamayan birçok prosedüre maruz kalmaktadır. Bel ağrısının kompleks doğası nedeniyle, en yararlı tedavi yaklaşımı multi disipliner olandır. Bel ağrısı tedavisi araştırılması gereken bir alandır. Öyle ki faydalanması muhtemel hastalar doğru bir şekilde belirlenip, uygun tedavi seçeneğine yönlendirilebilsin.
BOYUN AĞRISI NASIL GEÇER

boyun ağrısı nasıl geçer ne iyi gelir


Boyun ağrısı, yetişkin popülasyonun 1/10’undan fazlasını etkileyen oldukça sık karşılaşılan bir sorundur. Boyunda kaslar, ligamanlar, faset eklemleri, diskler, non-spinal yapılar gibi ağrıya neden olabilecek birçok yapı bulunmaktadır. Boyun ağrılı hastaların değerlendirilmesinde lomber omurga ağrılarında anlatıldığı şekilde altta yatan sistemik bir hastalığın elenmesi önemlidir. Ek olarak enfeksiyon ya da kanamaya bağlı menenjiyal irritasyon da boyun ağrısına yol açabilir (neredeyse her zaman akuttur)


SERVİ KAL OMURGA GÖRÜNTÜLENMESİ

Servikal omurganın fleksiyon ve ekstansiyonda çekilen lateral filmlerini de içeren düz grafileri kemik yapılar, kanal ve foraminal daralmalar hakkında faydalı bilgiler sağlar. Atlantoaksiyal eklem ağız açık çekilen grafide görülür. Yaşlı popülasyonda servikal spondiloz değişmez bir düz grafi bulgusudur ve gençlerde de yaygındır. Spondiloz derecesi ile ağrı semptomu ilişkisi zayıftır. BT ile miyelografi kemik hastalıklarının doğası hakkında daha fazla bilgi verir ve disk ve nöral yapıları daha iyi gösterir fakat son zamanlarda MRG BT’nin yerini almaktadır. Özellikle osteofit oluşumu ve disk protrüzyonu gibi MRG anormallikleri nörolojik olarak semptomsuz hastalarda özellikle yaşlılarda sıklıkla karşımıza çıkan bir bulgudur. Bütün tedavi kararları hikaye, fizik muayene ve görüntüleme teknikleri sonuçları üçlüsüne dayanılarak verilmelidir.

SERVİKAL SPONDİLOZ

Servikal omurganın dejeneratif hastalıkları oldukça sıktır. 50 yaş üzerinde neredeyse değişmez bir radyolojik bulgudur fakat çoğu semptom vermez. Lomber omurgada olduğu gibi burada da düz grafi bulgulan ile ağrının ciddiyeti arasında hiçbir ilişki yoktur. C5/6 ve C6/7 en sık etkilenen düzeylerdir. Semptomatik hastalarda genellikle tutukluk ve servikal omurga hareket kısıtlığı gözlenir. Boyun ağrısının faset eklemlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Radikülopati veya myelopati yoksa basit oral analjezikler (NSAİI) ilk etapda uygulanan tedavi olmalıdır.
Kaslarda tetik noktalar genellikle vardır ve bu noktalara enjeksiyon semptomlarda düzelme sağlayabilir. Ağrının gelişiminde faset eklemlerin öngörülen rolü yüzünden servikal faset eklem enjeksiyonları/denervasyonlarmm yararlı olacağı düşünülmüştür. Fakat lomber faset eklem prosedürlerinde olduğu gibi işlemin etkinliğine dair tartışmalar sürmektedir. Radikülopati olmayan olgularda servikal epidural enjeksiyonlar da tartışmalıdır. TENS veya akupunktur yararlı olabilir.

SERVİKAL RADİKÜLOPATİ

protrüzyonu sonucu basıya uğrayabilirler. Koldaki semptomlar lomber disk hernisi sonrası bacaklarda gözlenenlere benzer. Bu semptomlar, boyun ve genellikle unilateral olan kol ağrısı ve etkilenen kolda parastezi, his kaybı ve kuvvetsizlik şeklindedir. C5/6 ve C6/7 en sık servikal disk prolapsusu gözlenen seviyelerdir. Semptomlar kendiliğinden geçebilir akut başlangıcı disk prolapsusunu düşündürmelidir. Yavaş başlayan semptomlar ise olasılıkla osteofit oluşumuna sekonderdir. Semptomlar kendiliğinden geçebilir. Cerrahi omayan yaklaşımlar içinde servikal traksiyon, fizyoterapi ve TENS vardır. NSAİİ, basit oral analjezikler ve ağrının nöropatik karakteri varsa antidepresanlar ve anlikonvülsanlar kullanılabilir. Tekrarlayan motor ve sensoral semptomlar veya ağrının konservatif metodlar ile konrol altına alınamadığı durumlar için dekompresif cerrahi endikedir.

SERVİKAL MİYELOPATİ

Bu durum da dejeneratif kemik büyümelerini veya disk hernisini takiben görülebilir. Semptomlar sinsice gelişebilir. Alt ekstremitelerde üst motor nöron semptomları özellikle yürüyüş bozuklukları, güçsüzlük ve arasıra da mesane disfonksiyonu görülür. Kollarda karşılaşılan semptomlar karıncalanma kuvvetsizlik ve sakarlıktır. Fizik muayenede 4 ekstremıtede spastisite ile karşılaşılabilir. Miyelopati kendiliğinden çok az düzelme olasılığı olan genellikle progresif eğilim gösteren bir sorundur. Erken dekompresif cerrahi semptomlarda düzelme sağlayabilir.

OKSİPİTAL NEVRALJİ

Bu terim, özellikle C2 kökü posterior dalı ile ilgili olarak majör oksipıtal sınırın dağılım alanında oksipital bölge ve üst boyun bölgesinde ortaya çıkan rekürren ağrıyı ifade eder. En sık Cl/2 spondilitik hastalık varlığında görülür. Ağrı genellikle uzun süreden beri devam eden, tek taraflı genelde oksiputda hissedilen ve verteks veya temporal bölgeye yayılan ağrı şeklindedir. Özellikle boyun hareketleri sırasında artan batıcı ağrı vardır. Fizik muayenede sinir genellikle oksiputta hassastır ve perküsyonu ile dağılımı boyunca parastezi oluşur. Anormal duyusal fenomenler görülebilir. Genellikle lokal anestezik ve depo streoidlerin kullanıldığı ve birçok kez tekrarlanan oksiputal sinir bloklarına ıyı yanıt verir. Sinire kriyoterapi uygulaması uzun süreli analjezi sağlar. Farmakolojik olarak NSAİİ ve antinevraljikler kullanılabilir.

WHIPLAS YARALANMASI

Bu terim hakkında dikkate değer tanısal kafa karşıklığı mevcuttur fakat genellikle motorlu taşıt kazalarında kafanın akselerasyon güçlerine maruziyeti ile meydana gelen hasarları tanımlar. Boyun yapıları önce şiddetli hiperekstansiyon ve takiben hiperfleksıyona maruz kalır. Baş anatomik pozisyonunda değilse ve güç taşıtın uzun ekseni boyunca taşınmışsa lateral fleksiyon ve rotasyon hasarı oluşabilir. Kas, ligaman, faset eklem ve disk hasarı ile sonuçlanabilir. Bu durum oldukça sıktır ve bu tür kaza geçiren hastaların 1/5’inde görülür. Genellikle 30-50 yaşları arasında sıktır. Prevelans çalışmaları cinsiyetler arasında fark olmadığını fakat diğer motorlu taşıt kazaları ile karşılaştırıldığında kadın hakimiyetinin olduğunu göstermiştir. Erken semptomlar arasında boyun, omuz ve oksipital ağrı ve daha nadiren başağnsı, görme bozuklukları,kulak çınlaması ve kognitif bozukluk yer alır. Fiziksel belirtiler içinde servikal omurga hassasiyeti ve eklem hareket açıklığında azalma vardır. Nörolojik belirtiler nadiren vardır ve hasarın daha ciddi olduğuna işaret eder. Görüntüleme çalışmaları genellikle faydasızdır. Whiplash yaralanması geçiren çoğu hasta iyileşir. Kalıcı semptomların (whiplash sendromu) ne oranda gelişeceğini belirlemek zordur. Fakat muhtemel bu oran % 10 civarındadır. Kalıcı semptomlar genellikle boyun ağrısı, tutukluk ve başağrısıdır. Flastalar belirgin psikolojik sıkıntı içindedirler fakat bu durumun devam eden ağrının bir sonucu olup olmadığı bilinmemektedir.
Erken whiplash’in tedavisinde geleneksel olarak basit oral analjezikler, NSAlt, servikal boyunluk, fizyoterapi, tetik noktalara enjeksiyon ve TENS uygulanabilir. Bu tedavilerin hastalığın doğal hikayesinde ne ölçüde değişikliğe sebep olduğu bilinmemektedir. Kronik whiplash sendromlarmın tedavisi ile ilgili iyi randomize kontrollü çalışmalar yoktur. Epidural steroid enjeksiyonları, servikal faset eklem enjeksiyon ve denervasyonları sıklıkla uygulanmaktadır fakat ekinlikleri tartışmalıdır. Benzer şekilde TENS, trisiklik antidepresanlar ve antikonvülsanlarm da dahil olduğu farmakoterapinin kullanımı da anekdotal bir desteğe sahiptir. Multidisipliner ağrı tedavi programlarının bir parçası olarak davranışsal terapi hastanın semptomları ile daha iyi şekilde baş etmesi ve fonksiyonların iyileştirilmesinde yardımcı olabilmektedir.