Ergenlik ve Cinsellik

Ergenlik ve Cinsellik



Ergenlik dönemi, kişinin yaşamında politika, aşk, ahlak, din gibi birçok önemli konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da fikirlerinin ve duygularının geliştiği kritik bir dönemdir. Cinsellik basit biyolojik bir olgu değildir. Kişinin cinsel davranışı, duyguları pek çok birbirinden farklı biçimler içerebilir ve cinselliğin gelişimi farklı psikolojik, sosyal ve kültürel etkilerle belirlenir. Cinselliğin üç bileşenden oluştuğu ileri sürülmektedir.


Bunlar:
1) Biyolojik-yapısal bileşen,
2) Cinsel rol bileşeni,
3) Cinsel-nesne tercihi bileşenidir.


Genel olarak bireylerin hem psikolojik hem de biyolojik olarak ya erkek ya da dişi olacağı görüşü yaygın ise de giderek biyolojik alanda bu iki uç arasında basamaklar olduğu, psikolojik alan gibi diğer alanlarda ise hem erkek,hem dişi özelliklerinin birlikte varolabileceği görüşü hakim olmaktadır. Bu bileşenlerdeki farklılıklar bireylerin cinselliğe ilişkin olarak yukarıda sözedilen iki uç arasında aldığı yeri belirler.


Tanım gereği bir “adolesan” yani ergen cinsel olugunluğa ulaşmış veya ulaşma sürecinde olan kişidir. Ergenlik dönemi cinsel uyanış dönemi olarak da düşünülebilir. Bu uyanış büyümeyi, bir beden duygusunun oluşmasını, erotik zevk veren şeylerin neler olduğunun tanınmasını, cinsel duygu ve davranışa ilişkin engellemeler ve bir miktar suçluluk duygusu ile başede bilme becerisini kazanmayı, kişinin kendisi, partneri ve topluma karşı cinsel sorumluluk kazanmasını, cinsel bir kişi olduğunu ve cinselliğin kendi yaşamındaki yerini giderek farketmesini ve erotizmi, bir başkasıyla yakınlığın bir yönü olarak yaşayabilme becerisini kazanmasını içerir.


Ergenlik döneminde cinsel gelişimin psiko-sosyal yönünü ele alan başlıca teorik görüşler şöyle özetlenebilir:


Psikanalitik Görüş: 
Freud’un gelişimsel kuramına göre ergenlik, latans döneminde bastırılmış olan cinsel dürtünün biyolojik değişikliklerin de etkisiyle gücünü artırdığı bir dönemdir. Bu dönemde ebeveynlere olan bağların da azalması beklenir.


Öğrenme Teorisi:
Bu teoriye göre taklit ve özdeşim. cinselliğin gelişiminde roloynar. Çocuklar aynı cinsten olan ebeveynin davranışlarını taklit ederek kendi cinsiyetlerine uygun davranışları öğrenirler. Ayrıca kitle iletişim araçları da ergenler için modeller sağlar. Gençler reklamlar ya da filmlerde gördükleri kişileri model alabilir ve taklit edebilirler.


Sosyolojik Teori: 
Sosyologlar cinsel etkileşimlerin belli kültürel etkenlerce belirlendiğini ileri sürerler. Sosyalizasyon süreci kişinin bu normlarla tanışması ve bunları benimsemesidir. Çocuklukta normlar aile tarafından aktarılırken ergenlikte akranlar, okul ve kitle iletişim araçları bu süreci etkilemeye başlar. Cinsellikle ilgili olarak kültürel değerler ve gelenekler bir uçta cinsel baskıcılık, diğer uçta cinsel serbestliğin yer aldığı bir dizi farklı dizgenin baskılayıcı ucuna daha yakınken endüstriyelleşme ile birlikte giderek daha izin verici olmuştur. Türk toplumu ise bu açıdan farklı değer yargıları içeren katmanlardan oluşmaktadır. Şu anda batı toplumlarına göre daha baskıcı eğilim ağırlıklıdır.


Kişilerarası İlişkiler Teorisi: 
H.S. Sullivan’a göre gerçek genital ilginin ortaya çıkışı erken ergenlik döneminin başlangıcına işaret eder. Bu dönem cinsel davranışın şekillenişine kadar sürer. Yazar 1930′larda Amerikan toplumunun cinselliğe bakışını eleştirirken ebeveynlerin tutumları sonucunda gençlerin çoğunun bu döneme “cinselorganlarının kendi bedenlerinin bir parçası olduğunu reddetme duygusu” (primer genital fobi) ile girdiklerini söylemektedir. (Bu durumun ülkemizde halen geçerliliğini koruduğu söylenebilir.) Sullivan cinsel arzuyu hissetmeye başlayan gencin bu yüzden, bu arzuyla ne yapacağını bilemez hale geldiğini, bu dönemde bu gereksinim çerçevesinde şekillenmesi gereken insan ilişkilerinin yine bu nedenle anlamsız ve kendi benlik saygısına katkısı olmayan bir hal aldığını söylemektedir.
Genç bu durumda yakınlık ve güvenlik gereksinimleriyle bağdaşmayan bu duyguyu reddedebilir, ya da arzu duyacağı nesnelerle, yalnızlıktan kurtulmak için gereksinim duyacağı nesneleri ayırmak yolunu seçebilir. (Fahişe evlenilecek kız ayrımı). Sullivan’a göre kişi cinsel davranışına ilişkin tercihini yaptığı ve bunu yaşamının geri kalan kısmına nasıl yerleştireceğini fark ettiğinde ise geç ergenlik dönemine adım atar.


Tüm bu teorilerin işaret ettiği gibi, yakın ilişkilerin kurulması ve cinsel davranışların gelişmesi ergenlik için önemli görevlerdir. Ancakk ikisi her zaman aynı şeyler değildirler. Yakınlığın iki ana boyutu vardır: fiziksel ve duygusal yakınlık. Cinsel yakınlık yalnızca fiziksel yakınlık olabilir ve duygusal yakınlıkla birlikte gitmediği zaman insan boşluk hissedebilir. İlişkinin fiziksel yönü üzerinde aşırı durulması diğer yönlerin ele alınmasını engeller. Aynı
şekilde yakın ilişkilerin de mutlaka fiziksel bir cinsellik içermesi gerekmez. Yakınlık genellikle sevgi ile bağlantılıdır. Ergenlikte bireyler sevgiyi yönelttikleri kişilere göre farklılaşan ilişki biçimleri ile kavramsallaştırmayı öğrenir. Anababa sevgisi, kardeş sevgisi, romantik sevgi gibi. Yakınlık, sevme kapasitelerini anlamak için yarar sağlar.
Ergenlerin ilk cinsel etkileşimleri yakınlık içermeyebilir, hatta bazen içermesi de istenmez.
Ilişkinin kalitesi ise gencin cinselolguları yaşama biçimini belirlemek açısından çok önemlidir. Tüm yaşam için geçerli bu durum, özellikle birey, ilk cinsel davranışlarını deneyimliyorsa daha da önem kazanır. Bir kişi ile yakın, sıcak bir ilişki içinde olmak, beceriksizlik ve bilgisizlik duygularını yatıştırır. Bu nedenle, ilişkilerin bu tür yakınlıklar çerçevesinde kurulması, tercih edilen bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Kişiler arası yakınlık kurmanın en bilinen yolu “çıkmadır. ABD’de 1960′lardan beri yapılan araştırmalar herhangi bir zamanda ergenlerin yaklaşık üçte birinin birisiyle çıktığını ve bu oranın bugüne kadar yaklaşık olarak sabit
kaldığını göstermiştir.


Çıkma, romantik yakınlaşmalar gelişmesini sağlar. Ergenlikteki romantik ilişkiler, aile dışında tek bir insan olarak yakın ilişkilerde deneyim kazanılmasını gerçekleştirir. Bu tür romantik ilişkilerde gençler sevecenliklerini iletmeyi ve başkasınınkine karşılık vermeyi öğrenirler. Çıkan veya birbirine duygusal bağlılıkları olan çiftler. cinsel davranışları, sevgi ve saygı duyguları ile birleştirmeyi öğrenirler. Aşık olmak genellikle cinsel ilişkiyi meşrulaştırır ve suçluluk duygularını azaltır, böylece de cinsel öğrenme için daha uygun bir ortam sağlar.
İkili ilişkiler veya kız erkek ilişkilerinin kurulmasında fiziksel çekicilik önemli yer tutar. Benzer değer yargıları ve tutumların paylaşılması da çok önemlidir. Gençler genellikle kendi çevrelerinden, kendi sosyal referans gruplarından bireylerle arkadaşlık kurma eğilimi gösterirler.


Arkadaşlar ve akrabalar, gençlerin ilişkilerini onları aynı ortamlara davet etmek gibi yollarla destekleyebilir, böylece bazı birlikteliklerin seçiminde ve sürdürülmesinde filtre görevi yapabilirler. Gençlerle yapılan anket ve konuşmalarda Türkiye’de gençlerin % 85′inin karşı cinsle beğeni sınırları içinde kalan arkadaşlığı istemelerine karşın, ailelerin % 72’sinin bu tür bir arkadaşlığa bile engel oldukları görülmüştür. (Köknel, 1981). Cinselliğin tabu bir konu olduğu toplumlarda çocuklar ebeveynlerinden veya dini inançlarından kaynaklanan katı yargılar edinirler. Ergenlik döneminde cinsel ilgilerin uyanmasıyla daha önceki tutumlara uymayan davranışların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Kişinin tutumlarına uymayan davranışlar göstermesi ise bu tutumların değişeceği anlamına gelmemektedir. Böyle bir çatışma ve onu saranbezginlikle başetmek özellikle düşünsel ve duygusal açıdan olgunlaşmamış gençler için çok zor olabilir.


Gençlere cinsellik ile ilgili birbirinden çok farklı mesajların iletildiği bir ortamda yaşandığı açık. Bir yandan medya, kışkırtıcı giysiler içinde genç aktör ve aktrisler sunarak ergen cinselliğini körüklerken, ebeveynler bu tür aktiviteleri kısıtlamaya çalışıyorlar. Bu durumda gençlerin, bu farklı mesajları tutarak değişen bir kültürel cinsellik bağlamında uygun bir yol bulmaları gerekiyor.